AVATAR HAKKINDA HERŞEY


             AVATAR HAKKINDA HERŞEY


The coca cola company tarafından desteklenen 200 milyon dolarlık bir bütçeye sahip bir 

filmdir
. Filmin hazırlanması ve çekimleri toplamda  12 seneyi bulmuştur .




Filmde Kutsanan "Navi"; cin-şeytan Irkıdır: Filme göre, 22. yüzyılda Pandora adlı bir gezegende Navi adlı yaratıklar yaşamaktadır. Pandora, antik Yunan felsefesine göre; kötülüklerin kaynağı olarak gösterilen çok güzel bir kadının adıdır. Zeus'un hediye ettiği bir kutuyu açan Pandora, böylece tüm kötülüklerin yeryüzünde yayılıp saçılmasına neden olur.

Navi adlı yaratıklar; mavi benizli, iri gözlü, vampir dişli, kedi kulaklı, domuz-aslan burunlu, maymun kuyruklu ve 3 metre boyunda, oldukça çevik ama narin bir yapıya sahiptirler. Ve dikkatlice bakılmazsa göze batmayan bu detayların dışında, genel olarak insansı bir görünümleri vardır. İnsan ırkına sözde sevgi-barış dolu yürekleriyle benzerler. Hatta öyle ki gözünü para hırsı bürümüş, yaşadığı dünyayı çöpe çevirmiş olan 22. yüzyıl insanlarından daha insandırlar. Kabile halinde yaşan Navi ırkı, şamanist felsefeye inanır ve doğayla tam bir uyum içinde hayatını sürdürür. Hatta dev bir netvork ağı gibi Pandora'yı saran ağaçlarla iletişim kurabilmekte, en vahşi hayvanlarla yeri geldiğinde düşmanlara karşı işbirliği yapabilmektedirler. Hayatın kaynağı olarak gördükleri Eywa adlı ağaca Tanrı diye tapmakta, el ele tutuşarak bu ağacın altında dua etmektedirler.




Küresel gücü temsil eden ve zalimce askeri operasyonlar düzenleyen birliğin komutanı Albay Quaritch .

 Filmde Küresel Güçler: Dünyanın iliğini kemiğini sömüren küresel güçler, gözünü Pandora gezegenindeki çok değerli bir madene dikmiştir. Amerikalı bir şirket, bu cevherin ticaretini yapmak üzere Pandora'daki çalışmalarına başlar. Filme göre, emperyalist insan güçleri, Naviler'ikandıramayınca; B planını; yani Naviler'i yok etmeyi devreye sokar ve yüksek teknoloji ürünü silahlarıyla Naviler'in yerleşim alanını yerle bir eder.

Ancak filmin ilerleyen sahnelerinde seyirci asıl gücün silahtan değil, şamanist felsefeye dayalı doğa sevgisinden kaynaklandığını öğrenecektir. Buradaki şamanist felsefenin; tüm "eski klan ve kabileler"deki cin-şeytanlarla temastan doğan bir felsefe olduğu hatırlanmalıdır.

 Filmde Kurtarıcı Avatar(Mesih Deccal): Yukarıda bahsi geçen B planından önce, küresel güçler, Naviler'in yaşam alanındaki değerli elementleri çıkarmak için Avatar adlı bir proje üretirler. Projeye göre bilim adamları, (Navi ve insanDNA'sı meleziyle) avatar diye adlandırılan Navi görünümlü bedenler üretirler. Amaç, insanın düşünce gücüyle hareket eden bu avatarları kullanarak; Naviler'i Pandora'yı terketmeye ikna etmektir. Navi görünümlü bedenini (avatarını) kullanarak Naviler'le yakınlık kuran felçli eski bir asker, bağlı olduğu şirkete karşı çıkar ve Naviler'i kurtarmak adına insanlıktan çıkıp Avatar olmayı ve böylece Naviler'in barış-sevgi dolu yaşam felsefesini tercih eder.

Saçlarının ucuyla ağaç tanrılarına bağlanan Navi'ler, kendilerine yardım eden Avatar'ın (felçli asker) liderliğinde, vahşi hayvanların da katılımıyla savaşı kazanır. Küresel gücün merhametsiz adamları, sonunda Navi'lere teslim olur ve berbat dünyalarına geri dönmek zorunda kalırlar. Savaşın sonunda da beklenen değişim gerçekleşir. Kurtarıcı(mesih)Avatar, hayat ağacına bağlanır ve törenle insanlıktan tamamen çıkıp Navi'leşir.




Filmde doğa ve ağaçlar kutsallaştırılmaktadır. Bu, Hinduizm, Şamanizm, Şintoizm, Brahmanizm ve Budizm gibi paganist dinlerde var olan bir inanıştır. Bu dinlerin ortak noktası, doğaya (canlı ve hayvanlara) olan aşırı sevgi ve re-enkarnasyon inancı olarak özetlenebilir. Doğaya olan sevginin kaynağında ise tanrılarının; bir ineğin, ağacın ya da insanın bedeninde reankarne olması ve o beden üzerinden insanların arasında yaşaması felsefesi yatar. İşte bu nedenledoğada olan her şey, tanrı olma potansiyeli taşıdığından kutsaldır. Filmdeki Navi kavramıyla; bu "şeytani dinler ve paganizm" kutsanmakta ve yüceltilmektedir. Naviler'in yüce anamız diye hitap ettiği "Eywa", Kızılderili ve Şamankültüründen bildiğimiz, "paganist kültür"ün mirası olan ve bugün de evrimci bilim adamları ve ateist çevrelercekutsanan "tabiat ana"yı temsil etmektedir.

 Uzaylı Navi'lerin, neredeyse kusursuz kişilik tarifleri karşısında, Dünyalı insanların yerin dibine batırılması çok manidardır. Bu filmde Dünya'yı yöneten ve talan eden, petrol ve değerli madenler uğruna Afganistan'ı, Irak'ı işgal edenküresel güçlerin, tıpkı 2012 filmindeki gibi hedef tahtasına oturtulduğu açıktır. Zeitgeist ile iyice ortaya çıkan ve artık birçok filmde işlenen küresel güç eleştirileriyle ne amaçlanmaktadır? Bu, tamamen "İblis'in kadim planı"nda yer alanküresel güce ve onun çıkaracağı "sahte Deccal"e verilmiş olan kötü rolle ilgilidir. Bu "Plan"ın ayrıntıları, sitemizin cin-şeytanlar bölümündeki "Kadim Plan: İblis Dünyayı Ele Geçirmek Üzere…" başlığı altında incelenecektir.

Son olarak filmdeki esas unsur olan Avatar üzerinde duralım. Avatar, Hint mitolojisinde; Hint tanrılarının, yeryüzüne indiklerinde büründükleri şekillerdir. Balarama, Sri, Varaha gibi isimler alan avatar tanrılar, doğu kültüründeki birçok öyküye de ilham kaynağı olmuştur. Avatar düşüncesi, Hinduzm, Şamanizm, Şintoizm, Brahmanizm ve Budizm'dekireenkarnasyon inancıyla, tanrıların çeşitli beden ve varlıklar üzerinde sürekli olarak yenilenip tekamül etmesi şeytani yalanına dayanır. Eski Hint inançlarına göre koruyucu tanrı Vişnu, bir düzensizlik döneminde insanları kurtarma amacıyla dokuz kez Dünya'ya iner. Her gelişinde başka bir kılık ve ad alır. Yine her inişinde, bir öncekinden daha az kusurlu ve yetkin bir nitelik taşır. Ancak dokuzuncu ve sonuncu inişinde tam bir yetkinliğe ulaşamaz. Bu nedenle Vişnu'nun, bir kez daha ve tam yetkinlikle ineceğine inanılır. Bu geliş, "evrensel oluşumun sonlarına doğru"; yani "yaklaşansaat"te olacak ve "Vişnu" bu kez "Avatar" adını alacaktır.

Filmde kötü rol verilmiş olan Dünya güçleri karşısında, bir Avatar(Kurtarıcı-Mesih) yani aslında "Deccal" olan bir karakter yer almaktadır. Bu karakter her zamanki gibi iyiliksever, sevgi dolu, fedakar, kendi hayatını hiçe sayan ve benzer filmlerden alışageldiğimiz üzere tüm "iyi özellikler"i bünyesinde barındıran bir "hayvan-insan-navi karışımı"dır.

İblis'in "yaklaşansaat"te çıkaracağı lider; yani "Mesih Deccal"; aynen filmde olduğu gibi, gerçek hayatta da, küresel gücün kötülük mesihi "sahte deccal"den artık "yılmış ve korkuya kapılmış insanlığın" imdadına filmdeki gibi yetişecek; insanlığı kurtararak tanrılığını filmdeki gibi ilan edecektir. Filmdeki "Kurtarıcı"nın tüm özellikleri; gelecek olan "Mesih Deccal"e ait özelliklerdir. Bu kurtarıcının, İnsan-navi; yani insan-şeytan karışımı olması da bu bakımdan oldukça manidardır


                                                                  ÖZET OLARAK

Anlaşılan Avatar filmini tam 11 yılda hazırlayan James Cameron, her detayı tek tek düşünmüş; ya da "dostlarından ilham almış". Spritüelizm, New Age, paganizm, eskiYunan Mitolojisi, Şamanizm, Budizm ve Hinduizmfelsefelerinden bolca yararlanmış. Yani film, öylesine yapılmış bir animasyon değil; baştan aşağı "cin-şeytanlar"başlığı altında ifşa edilecek olan, "İblis'in Kadim Planı"na hizmet eden bir beyin yıkaması...

Sıradan bir sinema izleyicisinin, animasyon harikası olarak tanıtılan filmin görsel efektlerinden, duygulu müziklerinden ve aksiyon sahnelerinden fırsat bulup; bu "felsefeyi yakalayabilmesi ve görüntüyü analiz edebilmesi" elbette düşünülemez.

Böylece o zehirli tohumlar, insanların bilinçaltına tek tek ekiliyor. Çünkü "yaklaşansaat" geldiğinde; kendisini insanlığın kurtarıcısı olarak tanıtacak olan "Mesihi Deccal", insanlığın gelmiş geçmiş "en büyük fitnesi" olarak ortaya çıkacaktır. İşte o gün, şeytanın her yönüyle ektiği tüm tohumlar yeşermiş olacaktır. Ancak bugün "şeytanın açık tuzaklarını ve mesajları"nı algılayamayıp ağzı açık bakanlar, bu "aldatıcı" ve "çok yüzlü kurtarıcı mesih"in, yalanlarına inanarak aldanmış olacaklar ve arkasından "dehşetli bir akibet"e sürükleneceklerdir.
Musa Erden


FİLMİN YÖNETMENİ : JAMES CAMERON





James Cameron kimdir, Kanadalı yönetmen, senaryo yazarı ve prodüktör. Gerçek adı James Francis Cameron’dır. Üç kez oskar heykelini kucaklayan Cameron, 80’li ve 90’lı yıllara damgasını vuranRambo: First Blood Part IIThe TerminatorAliens veTitanic gibi iddialı filmlerin senaristliğini ve yönetmenliğini yapmıştır.
16 Ağustos 1954’te elektrik mühendisi bir baba ve sanatla uğraşan bir annenin çocuğu olarakKapuskasingOntarioKanada’da dünyaya geldi. Çocukluğu , Ontario’nun Chippawa kasabasında geçen Cameron’un ailesi 1971’de brea, California’ya taşındı. California State University’de fizik üzerine eğitim gördükten sonra film yapma tutkusuyla sık sık UCLA’nın sinema arşivine giden Cameron, George Lucas’ın yönetmenliğini yaptığı star-wars filmini gördükten sonra kesin kararını verdi. O dönem geçimini sağlamak için kamyon şoförlüğü yapan yönetmen işini bırakma konusunda bir an bile tereddüt yaşamadı.
Film kariyerine senaristlik yaparak başlayan Cameron, daha sonra sanat yönetmenliğine kaydı.Battle Beyond the Stars ve Escape from New York gibi filmlerin özel efektleriyle ilgili olarak prodüktör Roger Corman’ın yönetiminde çalışan Cameron, 1978’de ilk filmi olan kısa metrajlı ve bilim kurgu türündeki Xenogenesis’i çekti.
Uzun metrajlı ilk filmi ise birincisi daha önce Joe Dante tarafından yönetilen Piranha Part Two: The Spawning oldu. Bu film başarılı bulunarak International Fantasy Film Award ödülüne layık görüldü. Çekimleri Roma’da gerçekleştirilen film sırasında bir gece, bir makine tarafından öldürülmeye çalışıldığına dair kabus görerek uyanan Cameron’a yaşadığı bu tecrübe , The Terminator için fikir vermişti. Senaryosunu tamamladıktan sonra filmi çekmek için prodüksiyon şirketleriyle bağlantı kurmaya çalışan yönetmen, bir çok şirket tarafından yeni bir yönetmen olduğu için reddedildi.
Sonunda Hemdale Pictures ile anlaşan yönetmen, daha sonra eşi olacak prodüktör Gale Anne Hurd’la tanıştı ve Hurd filmin yapımcılığını üstlenip The Terminator’ın senaryosunu Cameron ile birlikte yazmaya başladı. Orion Pictures ise filmin dağıtımcılığını üstlendi ve ekip o dönem için oldukça büyük gişe başarısı getirecek The Terminator için start aldı. Arnold Schwarzenegger ile tanıştığında onun kafasındaki rol için en uygun kişi olduğunu fark eden Cameron yanılmayacaktı. The Terminator, Linda Hamilton ve Michael Biehn’li oyuncu kadrosuyla büyük bir çıkış yakaladı.
Cameron ve Schwarzenegger ortaklığı henüz yeni başlamıştı. İkili True Lies ve Terminator 2: Judgment Day gibi filmlerde de birlikte çalışacaklardı.
80’li yıllara damgasını vuran The Terminator, Aliens ve Rambo: First Blood Part II gibi önemli filmleri izleyiciyle buluşturan Cameron, This Time It’s War isimli savaş belgeselinin ardından, aksiyon, bilimkurgu ve korku türlerinde çığır açan görsel efektler e sahip oskarlı Aliens için kamera karşısındaydı.
Cameron, bilim kurgu türünün en iyi örneklerini verdiği filmlere imza atmaya devam ediyordu. Bir dalış ekibinin başından geçen sıra dışı olayları anlattığı The Abyss, yine en iyi görsel efekt dalında akademi tarafından ödüllendirildi.
Cameron 1997’de dünyanın en trajik gemi kazalarından biri olan Titanic’i beyaz perdeye kurgusal bir aşk hikayesi ekseninde aktardı. Leonardo DiCaprioKate WinsletBilly Zane ve Kathy Bates’in başrollerini paylaştıkları, 200 milyon dolarlık dev bütçesiyle oldukça başarılı biçimde kotarılan Titanic, vizyona girdiği ilk hafta 28 milyon dolarlık hasılat getirmişti. Yıl sonunda bu rakam 600 milyona çıktığında film tüm zamanların en çok gişe başarısı kazanan filmlerinden biri olmuştu.
Cameron, Titanic’le aralarında en iyi film ve en iyi yönetmen ödülü de olmak üzere toplam 11 dalda oskar kazandı.
Titanic’in önlenemez yükselişinden sonra TV ağırlıklı projelerde çalışmaya başlayan Cameron,Earthship.TVFreak NationDark Angel ve Expedition: Bismarck gibi dizilerin yönetmenliğini üstlendi.

0 yorum:

-->